Sızı

SIZI

 

“Gündüzleri henüz konuşuyorum kendimle, ama geceleri
artık sadece yıkımın çıkardığı sesleri duyuyorum”
Canetti

 

            Balkona açılan odanın kapısı aralık. Beyaz denizli perdesi oynaşıp duruyor. Gecenin sonuna. Yaklaştım. Yıldızlar kırpışıp duruyor. Haykırsam cılız sesim ulaşır mı sana?

            Onunla ilk konuşmamız böyle bir zamanda olmuştu. Bir hindibayı üflemişti; un ufak parçalar rüzgâra karışmıştı. Çocukça gülümsemişti; “İhtiyacım yok” demiştim, “güneşe ve kumsala ve denize. Ben sessizlikle beslenirim. İçimde cümleler uçuşur. İçimde nereye gideceğini bilmeden takip ettiğim izler, her adımımla yürürler. Ben gülüşünle beslenirim.”

            Parmaklarım demire dokunduğunda içimde soğuk bir ürperti…  Bir gemi ses etmeden geceyi bölüyor, rüzgâr yılgın yüzümü şefkatle okşuyor. Dalgalar kırık tuşlara ürkerek basıyor.

             Vakit geçti. Saçları soğuktu. Kimseler yoktu. Onu sıkıca sardım. Sanki kollarımın arasından kayıp gidebilirmiş gibi.  Donuk ifadeyle döndü bana. Aralanmış dudaklar, şaşkın bakışlar… “Benim!” dedim, ellerini tuttum. Korkuyordu; korkuyordum. Ne yapacağımı bilmez haldeydim. İçimde her şey teker teker yıkılıyordu.

            Kumsalda koşturduğumuz zamanlar güneş batmaya yakın olurdu. Soluklanmak için oturur, denizi seyrederdik. Ben aslında onu seyrederdim. Geleceğin bize vaat ettiği yaşamın ayrıntıları hakkında konuşmaktan kendimizi alamazdık, kumsala hayallerimizi serpiştirirdik. Sular ayaklarımıza değerdi. “Bak,” derdi, “deniz köpük köpük! Gün hiç bitmeyecek gibi, hiç bitmesin…” Sokulur, başını göğsüme yaslardı.

            Ona fotoğrafları gösterdiğimde şaşkınlığa düşerdi, inkâr ederdi. Her şey bölük pörçük canlanırdı zihninde. Yüzümde kırık bir gülümsemeyle kaygılarını gidermeye çalışırdım. Annesini sayıklardı. O zamanlar ölmeyi dilerdim; fakat içimde bir zaman uçuşan kuşlar gibi çırpınan cümleler, dilimin ucundan ruhsuzca dökülürdü. Her şeyi tekrar anlatırdım. Bitmiş her acıyı yeniden yaşardı. Bazen saatlerce ağlardı; yorgun düşer, kucağımda uyuyakalırdı.       

            Perdeyi aralar dolunayı seyrederdi. Aklından neler geçerdi bilmezdim. Oturur sessizliğine eşlik ederdim. Onun bu haline alışır olmuştum yıllar içinde. Yeter ki yanımda olsundu, yeter ki orada dursundu. Bazen Rimbaud okurdum ona. En çok Poe’yu severdi. Şiirin ortasında okumamı keser, buruşmuş ellerimi tutar, gözlerimin içine bakar, gülümserdi. İlk günkü gibi güzeldi, bir hindiba yüzünü okşamıştı, hepsi o. İşte o zaman, yorgun ruhum tutuşur, çayırlar alev alır, içimde bir fırtınadır kopardı. Bu anlar kısa sürerdi. Ay ışığına yüzünü çevirince her şeye yabancılaşıverirdi. İçimden ağlamak gelirdi; kendimi tutar, dudaklarımı ısırıp kanatırdım.

            Vakit geçti… Adıyla seslendim. Yemeği hazırlamıştım. Yanıma geldiğinde artık benimle olmadığını hemen anlayıvermiştim. Bana beni soruyordu. İrileşmiş gözlerle beni süzüyordu. “Hayır” diyordu, “sen o değilsin, olamaz! O gencecikti, hayır!” Ellerine bakınca yüzü bembeyaz kesildi. Kendini kaybetmiş gibi yaşlı gövdesini sürükleyerek içeri gitti. Peşinden onu takip ettim. Balkona çıktı. Perdeyi titrek ellerimle araladım. Beyaz elbisesine rüzgâr vuruyordu. Gülümsedi. Yaşlar yüzünden teker teker düşüyordu. Yaklaşmaya kalktım; hareket edemedim, buz kesmiştim. Ellerini korkuluğa götürdü, bir hareketle korkuluğu aştı. Bağırdım. Bana döndü. “Üşüyorsun… Ne olur, buraya gel!” Ellerimi uzattım. Yalvarır gibi baktı. Anlamak istemiyordum. O ise her şeyi fark etmişti. Sevecen bir bakışla beni süzdü. Bana doğru yönelir gibi oldu; kararsızdı. Gözlerini yerden kaldırıp bana baktı. Titrek bir sesle mırıldandı: “Gün bitti.” Ellerini çekti, kendisini bıraktı.

            Balkona açılan odanın kapısı aralık. Onu bekliyorum. Çoğu gece uykumdan uyanıyor, onu düşünüyorum. Fotoğrafları açıyorum. Tüm geçmiş önüme yığılıyor. Kitapları okurken kalbim bedenimi hırpalıyor, soluk soluğa kalıyorum. Gün be gün tükendiğimi biliyorum. Bu beni mutlu ediyor. Perde rüzgârla dans ediyor. Yaklaştım. Parmaklarımdan içime işleyen ürperti… İçimde hiç geçmeyen sızı… Gecenin karanlığını arıyorum.

 

 


2018

Yanıt

  1. […] kaçış. Tüm dünya dışarıda, içeride. Karanlık, sessiz, burada tek hükümdar. Us ona itaat eder. Her şey kontrol altında her şey […]

Bir Cevap Yazın

Muhammet Aldemir sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin