Bu karanlık çağda,
Turuncu kırmızı
Kanserli yüzlerdi gün batımları.
Alkışlardı mezarlarımızı
O kemiksi ellerle.
Anlayamazdım asla;
Ne zaman gülerdi,
Ne zamandı en insan hali.
Savaşmayı bıraktım,
O çoktan kazandı.
Uçurumun eteklerinden
Toplanmış gelmiş birkaç
Korkulu bakış sadece bu hayat.
Acıyı sevmem
Ama lütfen, bu biraz uzun olsun.
Her destanda olduğu gibi
Biraz destansı, biraz da yalan olsun.
Anlıyorum artık her saniyesini
Güneşin her gün üzerime yıktığı
Acı tebessümün.
Her şeyi kenara itiyorum evrendeki,
Seziyorum oradakinin gizini.
Hiçbir korkunç gece
Örtemez onu benden,
Açgözlü karanlıktır içimdeki.
Bozkırdaki şaman gibi
Taklit etmekteyim zırhımdaki
Kana susamış akrebi
Şimdi sen
Orada o kadar azametle durmasan
Utandırmasan şu taşıdığım candan
İnan, hiç bu kadar değildim samimi
Gördüm ki aslında döktüklerimin
Gözyaşı değilmiş hiçbiri
Bu ellerin solacağını herkes biliyordu
Bir gün, hep bir gün daha canlı,
Öylesine yitikti bu hayat
Gırtlağından tutup kusmak istedim
Biraz nefret biraz utanç
Binlerce asılmış ben içimde
Yeraltındaki yakarışı
Sonsuzluk ağacının
Bu ellerin solacağını herkes biliyordu
Belki sadece kâbussun
Ve kurtuluşum bu kâbustan
Şu can çekişen mezarların
hepsi senin eserin
Gerçekten, hayır gerçekten!
Nasıl durur öylece yüreği bir insanın
Sonsuza uzanmış bir evren gibiyken?
Sadece birkaç simge kaldı
Geride bırakılmış bir yaşamın
Sonsuz gizini çözmeye.
Bu utancı tanıyorum
Hiç kanlı bir nehir olamadım,
Her şey akıp giderken
İşte,
Öylesine sessiz, öylesine yılgın.
Geçmişimin ve geleceğimin deccali!
Bu, görkemli bir yokoluş olacak…
Varoluşun sahte pelerinidir üzerindeki,
Ruhun kanıyor,
Yaprak yaprak dökülüyorsun
Kadim dostum,
Göz çukurlarının sonsuzluğuna içelim!
2016
Yorum bırakın